Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

By Shqiptarr

GS: Aşk mı? Sevgi mi?

bence sevgı cunku ınsanın ıcındekı en guclu, en gercek ve en saglam duygu sevgıdır bence gercek ve yalan sevgı vardır bana gore gercek sevgı bıtmez omur boyu devam edebılır fakat yalan sevgı yanı gunumuz anlamıyla ask en kısa 1 gun olmak suretıyle cesıtlı zaman aralıklarında tukenebılır. Neden yalan sevgıyı ask dıye tanımladıgıma gelırsek eger ask eger olumsuz olsaydı bır gun, bır sekılde ve bır yerde bıtmezdı. Ask sadece yalan sevgıye uydurulmus, klup bulunmus 3 harflı aslında anlamı olmayan bır kavramdır. Asıl olan ınsanın saf yuregındekı sevgıdır. Sızce de ınsanları bırbırıne baglayan temel ve en guclu duygu sevgı degıl mıdır?

Bırakma Beni

Günlerdir ağladım yokluğunda
Bekledim bana geleceğin o günü
Senden uzak olsamda aldırmadım
Hep umutluydum, beklemeye yeminliydim

Düşünmedim sensizliği, yapamazdım zaten...
Sensiz asla olamazdım
Bir eksiklik vardı İçimde, gittiğinden beri
Dönseydin bitecekti, ya dönmeseydin...
İşte o zaman da ben bitecektim.

Eğer sen olmayacaksan bu dünyada
Bende olmayacam...
İstesem bile bunu yapamayacam
Sensiz asla olamayacağım...

Senin İçin

Karanlık gecelerin sabahına doğmuşum, Her gece ölüm benim için.

Yanlız yatmak zor geliyor, Her gece zulüm benim için.

Kahroluyorum hasretinle
Sensizlik zor benim için,

Her gecenin çıkmazında Ölüyorum senin için.

Sevgi

Her insan sevmeli çünkü nedemişler yanlızlık Allah'a masustur
Eğer sevceksende bikere sev çünkü sevgi o kadar basit
deildir
Kimileri mutlulugu sevgide bulur kimileri parada bulur
Ama bence mutluluk sevgide çünkü para bigün biter
Eyer gerçekden seversen sevgi ömür boyu sürer
Ama sevdigin seni gerçekden sevmezse ozamn kısa sürede
biter
Eğer bana kalırsa sen sev ama gerçekden sev oyun oynama

ateş ve suyun hikayesi

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini ateş alır olmuş

annesi olmayan bir kızın kapıldığı duygular

ANNESİ OLMAYAN BİR KIZIN KAPILDIĞI DUYGULAR

Biliyor musun en çok mektuba başlamam gereken hitap şeklinde zorlandım. Bir başlasam sonu gelecekti eminim! Ama sıradan sözcükleri hiç yakıştıramadım sana, yapmacık sözlere konduramadım seni... Sonra sana hiç mektup yazmadığım aklıma geldi, içim burkuldu, canım acıdı...
Bu mektubu sana gurbetten yazıyorum; sesine sözüne hasret, yüzüne hasret, sıcağına hasret gönlümle başlıyorum mektubuma. Seni o kadar çok özledim ki; meğer hiç bir kucak seninki kadar sıcak değilmiş, hiçbir acı senin yokluğuna bedel değilmiş. Hiç ama hiçbir hasret senin özlemin kadar yakmazmış içimi. En acısı, dost bildiklerim, yâr seçtiklerim toplanıp bir araya gelseler, senin çeyreğin bile edemezmiş. Bilsen ne zor bunları itiraf etmek kendime ve sana... Gurbet bile gururumu söndüremedi. Hâlâ gururlu, şımarık, küçük kızınım. Hayır, hayır yavrunum. 'Ben artık bir genç kızım, başkalarının yanında bana yavrum deme.' derken bile böyle düşünüyordum inan. Şimdi içten bir seslenişine, yavrum! hitabına öyle ihtiyacım var ki... Hatırlıyor musun? İlk yürümeye başladığım anları anlatırken ellerimi bırakmadığın için sana kızdığımı, hırslandığımı ve bir an önce yürümek istediğimi söylerdin. Şimdi sakın bırakma ellerimi, anneciğim. Evimizin yumuşak halıları değil yürüdüğüm yollar, bir düşersem halim yaman. Ellerini, sevgini, duanı, desteğini ve sıcağını hiç esirgeme benden.
Hani küçükken en çok kimi seviyorsun diye sıkıştırıp dururdum seni. Ağzından "seni!" cevabını alana kadar bırakmazdım eteklerini... Seni abimden, babamdan ve ablalarımdan kıskanırdım. Hâlâ büyüyemedim, hem şimdi daha çok kıskanıyorum. İçindeki sevgiyi ve gözlerindeki derin şefkati yalnız benim için sakla... Ama yapamazsın değil mi? Ana yüreği dayanmaz... Senin sevgin hepimize yeter, ana olunca ben de anlarım değil mi? Aslında en çok bu huyunu seviyorum. Adaletini ve yufka yürekliliğini, anne şefkatini... Fakat hâlâ babam işe giderken boşalan yatağını en çok benim hak ettiğimi düşünüyorum.
Seni öyle özledim ki!.. Şu bilmem kim tarafından icat edilen telefon bile dindirmiyor içimdeki hasreti. Gurbetin yağmurları, söndürmeye yetmiyor içimde büyüyen ateşi... Beni buralara yollarken, "daha güçlü ol!" diyordun ya, sana kavuşunca öyle bir sarılacağım ki, gücüme şaşacaksın. Sevgimin gücünü sen de anlayacaksın.
Yılların yükünü çekmiş, yorgun ama dimdik omuzlarını özledim. Dolaplarımı düzenlerken, eşyalarıma bakıp bakıp ağladığını duyuyorum. Yahut arkadaşlarımla konuşurken gözlerinin dolduğunu... İçim acıyor ama bilsen nasıl seviniyorum. Yokluğuma alışamamış olman, mest ediyor beni...
Puslu gözlüm, dert ortağım! İnan içim içimi yiyiyor, ya bitmezse gurbet geceleri, ya geçmezse hasret saatleri, ya vuslat ateşiyle bindiğim mavi tren getirmezse beni... Uzar da yollar kavuşamazsam sana, ya özlem alışkanlık olur da unutursan beni.
Ama beni unutmaman için hep dağınık bırakacağım odamı. Söylene söylene toplarken, yine gözyaşların ıslatacak eşyalarımı. Babam yine dalga geçecek, anlatacak bir bir ağladığını. Ya ben... Arkadaşlarım çınlatacak odamın duvarlarını, hep anne kokan ilâhilerle. Güçlü ol demiştin ya, ben de yorganı çekmeden başıma hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama sonra, Allah ne verdiyse... Anneciğim! Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi... Çünkü yokluğun, bilmem kaç nufüslu şu kocaman şehirde kendini yapayalnız hissetmek gibi, imkânsız bir şeyi diz çöküp de Yaradan'dan dilemek gibi.. en azaplı günahlardan sonra sızlayan vicdanım gibi...
Gül kokulum, puslu gözlüm!
Sakın sensiz, sevgisiz ve duasız bırakma beni...
Canım Anam

sevgiyi tarif etmeye kalksam seni anlatırdım

Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek. Düzenlere ,oyunlara ,kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan, bencilliği hiçe saymaktır.
Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek. Gerçekten inanmaktır, tümden inanmaktır.
İnsan sevince; sevdiğine bütün varlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir.
Ve ona kayıtsız şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur.

Kıskançlık inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Kıskançlıksa; kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin. Sevmek; var olmaktır bir bakıma
Sevmek bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini zanneder, oysa artmaktadır sevmek, çoğalmaktır. .

Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde her şey kederlidir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirirler anlamlarını. O anlarda ölümü düşünürde, yine ölemeyiz kurtulamamak için.
Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir.

Dinle sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sonra anlayacaksın.
Dinle, sevmek alış veriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınmaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir
Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat her şey den güzeldir sarhoşluğu.
Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir.
Okuyamazsınız kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz.
İsteseniz de içinizden atamazsınız.
Kan değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız.
Siz ağladıkca o güçlenir içinizde.
Akmaz, gözyaşı değildir.
Bitmez çile değildir.
Ne desen o değildir sevmek.

SEVGİYİ TARİF ETMEYE KALKSAM ,SENİ ANLATIRDIM DÜNYAYA!!!

sen benim nefesimdin

SEN BENİM NEFESİMDİN..

Gittin ama gidişine hiçbir zaman pes etmedim..
Yokluğunda kazılmış ayrılığın dipsiz çukurlarına düştüm...
Canıma, yüreğime ilmeklediğim seni benden acımasızca söküp ipsiz uçurumlara sürgüler beni..
Ezildim, itildim nemli duvarların sağır dudaklarında..
Kanayıp durdum sensizliğin çatısız duraklarında..
Ama pes etmedim. Gittin diye, beni “ sensiz “ bıraktığın diye senden vazgeçmedim. Gidişine yargısız ve acımasız mahkemeler kurup sevgine ayrılık hükmünü giydirmedim...
Gözlerinde kanayan bir hatıra olsam da ben senin sevgini hep nefesim bildim. Yüreğine dokunamadığım her gece taş dibekleri yumruklayıp sensiz denizleri yakıp yıktım..
Sancıyla kavrulan bedenime yosun bağlamış taşları reva gördüm..
Bayatlamış bir isyanı üzerine giyinip ayrılığa bayrak açan ruhumu kalbimin ölümsüz sevdasıyla savaşlar açtım.. Meydanlarda süngüsüz kalsam da sevdanı tek silahım bildim. Ayrılıklar zafer çığlıkları atsalar da, ben seni kazandım..
Biliyorum bu dünyada bize vuslat yasak.. Bize kavuşmalar hep ırak. Ama aşk bu değil midir ki; gitse de bir yudum gülüşüyle hala yürekte yaşatabilmek ?..
Merak etme hüzün gözlüm; sen gitsen de ben sadece seni sevdim bitanem..Çünkü biz seninle aynı yürekle gülümseyip aynı gözle ağlayan iki imkansız yürektik kavuşmaları ölüme ertelenmiş….
Gitmiştin; ayrılığın meteliksiz sebepleri yamalı yüreğimde, kör hançeri göğsümde ışıldarken gitmiştin..
Haklıydın gitmekte..
Ben gökyüzünden düşüp gülüşlerine yağan kar tanesiydim sen ise baharların en nazlı çiceği..
Yüreğine her sarıldığımda sen üşüyecektin, bedeli ödenmemiş acılarını bedenimle sardığımda yine de sen ayazlara yenik düşecektin..
Oysa ben sadece senin yüreğin için gökyüzünden serpilmiştim dudaklarına. Sadece senin gülüşlerin icin serilmiştim yapraklarına..
Sevdana doğmuşken kar tanesi iken ben senin yapraklarında ölmeye gelmiştim. Aldığın nefes benim mutluluğum bilmişken her acın benim ölümüm olacaktı..
Ben senin yüreğinde yeniden doğmaya değil, senin yapraklarında ölüme kanatlanmaya gelmiştin..
Bilemedin seninle öleceğimi..
Bilemedin senin yüreğinde yavaş yavaş eriyeceğimi.. Gittin, yapraklarından düşüp toprağa sarıldım. Kanadı düşlerim, ezildi kelimelerim..
Ben senin yüreğinde ölmeyi isterken, ben toprağın avuçlarında yavaş yavaş eridim. Ama hiçbir zaman ayrılığa yenilmedim ben..
Çünkü ben seni sensiz yaşatacak kadar cok seviyordum. Bir gülüşüne bedenimi ölümün ayak uçlarına serecek kadar cok seviyordum seni..
Çünkü; sen benim nefesimdin..
Erdoğan NAS

seni özlüyorum

Senin nakaratın şarkılarda yazılı, hepsini dinledim...
hikayeni, sevişini, uğrunda dönen dünyanı...Hepsini okudum..
Ve daha çok sevdim seni..
Ve nice mektuplar yazdım.Hep ''canım sevgilim'' diye başlayan, ''şizofrenim'' diye biten..
Gemici satırlarımda oldu...Avuçlarımla ellerini ıslattığım...Mavi pusuda yatan zamansız yağmurlarımız gibi..
Unuttun mu...

- Bu gemiyi nerede unuttular usta....

-Beş dakika daha ''kal''...Biraz seveyim sonra ben giderim yemin ederim.
Elimden kaçıran varmış gibi mi sevmeli..."Bir an önce tutun çapanıma, tut, tutun sevginle! Yoksa kaçırırlar gönül gemini...''

- Bu gemiyi nereye kaçırdılar usta.... -
"İyi geliyordun acıyan yaralarıma...''
Bir de baktım ki acıyan yaram `sen´ oldun...Hiç kabuk bağlamayan...Hep kan bağlayan...İzinsizce, izini hücrelerime işleyen...
Ve hiçbir yolunun dönüşü olmadı !
Yolunda ardımı kıra kıra ilerledim.
İlk aşkımı devirecek kadar sevdim.Sen de biliyordun, öyle seviyorum ki...Dönüşü olmayan tüm yollarıma inat !
Sabahtan çıkan her yol, geceye yol alıyordu...
Kahrolası gece...Şah kesiliyordu karşımda, ukala! Yarama tuz basıyordu, vicdansız!
Gece, gece ve yıldızları...Kaymaya niyetsiz âmâlı...Sanki sırtlarından asılı..Bir ben miyim, kayan..Bir ben miyim, kendi kendini yakan..Bir ben miyim, aleviyle aydınlatamayan..Ve sevmeyi öğrenemeyen....

- Bu gemi yâra gider usta.... -
Gece seni yanıma usul usul koyuyordu, yâr..Her doyamadığım geceye bir karabasan...
Öyle ağırsın ki aklımda, assalar boynumdan bir o kadar rahatlarım inan..
Bazen beyaz bir güvercindesin, bazen denizde, bazen de aynı baktığımız gökyüzünde...Bense, sen neredeysen oradayım; beyaz güvercinde, denizde, mavide ve aldığın her nefeste...
Belki de bundandır, kalkıp gitmeye üşengeçliğim..

- Bu gemi yüreğime gider usta...

-Kaç yıllık can varsa üzerimde, sadece sana yaşatıyorum yâr...
Yâr, saatin kaç olmuş, alaylı...Silahım olsa, çeksem, vursam...Akrep bugünleri ısırsa, yelkovan dünlere tutunsa...Ve dünde tekrar tekrar yaşasak..

- Bu zamanda, bu gemi nereye gider usta.... -
O sabah kalktığımda gözbebeklerim olduğu yerde kayıp düştü..
Bir gözümden ben...Bir gözümden sen...
Birileri gitmişti.. anladım..
Anladım ki orucumsun..
Senin iftarın yok mu..
Sana kavuşmanın bir yolu yok mu...
Seni özlüyorum deli yâr...

ne sevgi ama

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş.
"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.


Get your own Chat Box! Go Large!